Pazartesi - Cumartesi 10.00 - 19.00 +90 212 225 11 12

Beynini Doğru Besle

Beyninizi doğru beslediğinizde alacağınız sonuçlar sizi de şaşırtacak!

Nöroloji Uzmanı Dr. Banu Taşçı Fresko, yılların hekimlik tecrübesiyle kronik ağrılar, özellikle migren ve fibromiyaljide hayatınızın dizginlerini nasıl yeniden ele alacağınızın ipuçlarını veriyor.

Dr. Banu Taşcı Fresko, bilimsel kanıtlara dayanarak beslenmenin ağrılarla olan girift ilişkisini sizin için anlaşılır bir dille anlatıyor. Bunun yanında pek çok hastalığı alevlendiren veya yangınını besleyen stresle baş etme yollarını özetliyor. Hastaların da doktorların da görmezden geldiği veya önemli olmadığını düşündüğü çocukluk çağı travmalarından, travmaların etkilerinden, travmaların üzerimizde yarattığı ağır yükten çıkış yollarını gösteriyor.

Beyninizi doğru beslediğinizde alacağınız sonuçlar sizi de şaşırtacak; ağrılar azalacak, kronik hastalıklar gerileyecek, mutlu olacaksınız. Kendi geleceğiniz ve gelecek nesillerin geleceğinde olumlu değişikliklere neden olurken, aynı zamanda da kilo verip yıllardır özendiğiniz fitliğe kavuşacaksınız.

Hastanın derdinden anlayan çünkü hastalığın derdini çekmiş bir nöroloğun kaleminden ruhunuza iyi gelecek bir kitap!

Beynin sağlıklı olması, tüm vücudun sağlıklı olması ile mümkün

Çok da eski olmayan zamanlara kadar; beynimizin ergenlikten, genlerimizin doğumdan sonra değişmeyeceği, değiştirilemeyeceği sanılıyordu. Artık beynimizin her gün yeni hücreler ve bağlantılar oluşturduğunu, genlerimizin ifadelerinin değişebildiğini, değişmez sanılan pek çok şeyi değiştirmenin mümkün olduğu; daha da önemlisi tüm bu süreci bizim yönetebileceğimiz; olumlu veya olumsuz yöndeki değişikliklerde direksiyonun çoğunlukla bizi elimizde olduğu anlaşıldı. Yani gerekli şartlar sağlandığında beynimizin büyümeyi/gelişmeyi sürdürmesine veya tam tersi küçülmesine/gerilemesine neden olabiliyoruz.

Beynin sağlıklı olması, tüm vücudun sağlıklı olması ile mümkün. Yüksek tansiyon, diyabet, fazla kilolar, metabolik sendrom, alerjiler, astım, guatr, irritabl bağırsak sendromu ve romatizmal hastalıklar başta, pek çok hastalık, vücuttaki diğer organlarla birlikte, beyin ve işlevlerini de etkiliyor. İnsanoğlunu etkileyen pek çok hastalığın nedeni veya var olan hastalıkların kötüleşmesinin en önemli nedenlerinden birisi kronik enflamasyon. Yani başlangıçta çok fazla bulgu vermeden sinsi sinsi ilerleyen, geri planda devam eden bağışlık sistemi savaşı/savaşları. Kronik enflamasyonu tetikleyen veya artıran en önemli iki faktör de beslenme şeklimiz ve yaşam tarzımız. Bol rafine karbonhidratlı, doymuş yağ oranı yüksek, liften fakir ve işlenmiş besinlerle dolu bir beslenme şekli (batı tipi beslenme), hareketsiz ve stres yüklü bir yaşam ile birleşince, ortaya bu ‘hastalıklı’ durum çıkıyor. Kronik enflamasyon kronik ağrılara neden oluyor; migren ve fibromiyalji ağrıları başlıyor, şiddetleniyor, sıklaşıyor ve geçmiyor. Enflamasyon bir yandan da depresyon bulguları ortaya çıkardığı için, hastalar ağrılı ve mutsuz bir hayata mahkum oluyor.

Batı tipi beslenme ve hareketsiz yaşamın zararları bu kadarla da kalmıyor. Alzheimer ve diğer tedavisi olmayan kronik hastalıklara zemin hazırlayarak bir yandan bizim geleceğimizi etkiliyor, bu yeteri kadar kötü değilmiş gibi, diğer yandan da epigenetik değişikliklere neden olarak genlerimizi etkiliyor; gelecek nesillere bu hastalıklara yatkınlığı aktarmamıza neden oluyor.

Hastalıkların gerçek nedenlerini çözmek yerine hastalık bulgularını ilaçlar ile örtmek, uzun vadede ne hastayı, ne de hekimi memnun ediyor. Özellikle çok yavaş ilerleyen ve yanlış yaşam tarzı ve beslenme seçimleriyle kötüleşen hastalıklarda, sadece ilaçlardan medet ummak hüsran ile sonuçlanıyor.

Bu kitapta kronik ağrılar, özellikle migren ve fibromiyaljide hayatınızın dizginlerini nasıl yeniden ele alacağınız ile ilgili ipuçları var.

Bilimsel kanıtlara dayanarak beslenmenin ağrılarla olan girift ilişkisini sizin için anlaşılır kılmaya çalışacağım. Bunun yanında pek çok hastalığı alevlendiren veya yangınını besleyen stresten ve bu stresle baş etme yollarını özetleyeceğim.

Hastaların da doktorların da görmezden geldiği veya önemli olmadığın düşündüğü çocukluk çağı travmalarından, travmaların etkilerinden, travmaların üzerimizde yarattığı ağır yükten çıkış yollarından bahsedeceğim.

Hepimiz bu hayatta daha mutlu, daha huzurlu, başarılı ve sağlıklı olmak istiyoruz. Bazen bu yolda neler yapmamız gerektiğini biliyor, bazen de ne yapacağımızı bilmez halde günlük koşuşturmanın içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Ben, bu engebeli yolda daha rahat bir yolculuk yapmanız için size yardımcı olmaya çalışacağım. Hastalığınız hakkında bilgi sahibi olup, uygun seçimler yapmanız için yol göstereceğim. Beyninizi doğru beslediğinizde alacağınız sonuçlar sizi de şaşırtacak; ağrılar azalacak, kronik hastalıklar gerileyecek, mutlu olacaksınız. Kendi geleceğiniz ve gelecek nesillerin geleceğinde olumlu değişikliklere neden olurken, aynı zamanda da kilo verip, yıllardır özendiğiniz fitliğe kavuşacaksınız.

YILDIZ TOZU VE BÜYÜ

Migren ağrısı olanlar, iyi uyuyun,
Az yemek yiyin, bol su için,
Bağırsaklarınıza dikkat edin ve daha çok hareket edin.
Dr. THB Dobson

 

Dr. Dobson, 1908 senesinde (bundan 109 sene önce), bir dergide 1.5 sayfalık kısacık bir yazıyı bu sözlerle bitirmiş (1). Bu 5 önerilik cümle aslında benim bu kitapta anlattıklarımın önemli bir bölümünü kapsıyor. Bu kitapta migren ve fibromiyaljiden doğru beslenerek, egzersiz yaparak, geçmiş travmalarınızla yüzleşerek ve kendiniz dahil herkesi affederek nasıl kurtulacağınızın yol haritası var. Bu yol biraz taşlı tozlu, biraz yokuş yukarı, emek isteyen bir yol ama sonu aydınlık ve ağrısız.

Ben yıllarca fazla kilolar, depresyon, fibromiyalji, migren, göz sulanması ve tekrarlayan sakatlanmalarla savaştım. Değişik branşlarda pek çok hekime, psikiyatrist, psikolog ve diyetisyene gittim. Kısa vadeli, geçici ve minik yararlar dışında belirgin bir yarar görmedim. İlaç içtiğim sürece iyi oluyor, bir süre sonra ilaçların nadir görülen yan etkileri nedeniyle bırakmak zorunda kalıyordum. Ne ağrılardan, ne gözlerimin ve burnumun şıpır şıpır akmasından, ne de sonu gelmeyen tendon ve bağ dokusu zedelenmelerinden kurtulabildim. Sonra günlerden bir gün, Dr. David Pearlmutter’in Tahıl Beyin isimli kitabını okudum (2). Bu kitapta nöroloji uzmanı Dr. Perlmutter şeker ve tahılların (daha çok da buğday ve glutenin) beyin üzerine etkilerinden ve Alzheimer ve benzeri hastalıklara nasıl zemin hazırladığından söz ediyordu. Bir bölümünde ise glutenin neden olabildiği genel sağlık yakınmalarından bahsederken migren, fibromiyalji ve tenosinovite değinmişti. Ayrıca fazla kilolar, gaz ve şişkinlikten ve hastaların glutensiz beslenme sonrası görülen dramatik düzelmelerinden bahsediyordu. Ben biraz merak, biraz da ümitle Dr. Perlmutter’in önerilerini denemeye karar verdim.

Neler değişti?
Diyeceksiniz ki, Prof. Dr. Canan Karatay yıllardır bundan bahsediyordu, hiç mi duymadın? Elbette duymuştum ama tansiyon, şeker, kalp hastalığım olmadığı için, biraz da hekimlik burnu büyüklüğü ile kendi yakınmalarımla hiçbir zaman bağdaştırmamıştım. Genel olarak et sevmeyen birisi olduğum için de neredeyse her öğün ya tahıl ya da baklagil tüketmeye çalışıyordum. Yaklaşık 1 hafta içerisinde şişkinliğim, baş ve boyun ağrılarım azaldı, kendimi daha iyi, daha enerjik hissettim. Ara sıra kaçamaklar yaparak ve bir kereden bir şey olmaz diyerek yoluma devam ettim bir süre. Fakat iyi olduğum günlerin sayısı artınca, kötü olduğum günler ve saatleri daha kolay yakalamaya ve yediklerimle bağlantı kurmaya başladım. Glutenli gıdalar tükettiğim zaman sabahları ağrı ile uyandığımı, ayaklarımın altının ve topuklarımın daha fazla ağrıdığını ve spor sonrasında toparlanmamın daha uzun sürdüğünü fark ettim. Bu öyle gündüzle gece gibi bariz bir fark değildi. Baharda çiçeklerin tomurcuktan goncaya, oradan da güzel bir çiçeğe dönüşmesini nasıl dakika dakika izleyerek göremezsiniz, ama bir sabah baktığınızda gelişmeyi fark edersiniz ya, aynı öyle, belli belirsiz bir değişim ve iyileşmeydi.

Sonra gluten ve buğday üzerine yazılmış, bulabildiğim her şeyi okumaya başladım. Okudukça daha çok etkilendim, üzüldüm, şaşırdım. Etkilendim, çünkü insanın yediklerinin vücudun tüm sistemlerini bu denli etkileyebileceğini, mide-bağırsak ve kilo alma gibi bariz etkileri dışında dikkat dağınıklığı, depresyon, kronik yorgunluk, yaygın vücut ağrısı ve migrene neden olabileceğini bilmiyordum. Üzüldüm çünkü yapılabilecek tüm hataları yapmıştım, kendi ellerimle kendime zarar vermiştim ve bu zararı verirken bir sebep sonuç ilişkisi kurmamıştım. Ana akım tıp biliminde pek çok şeyi ne kadar eksik ve sırasında yanlış bildiğimizi anladım.

Bir tek ben mi hassas çıktım?
Özellikle yabancı kaynaklardan glutenle ilgili kitapları okurken, hem kitaplar hem de kitap aldığınız siteler sizi bir süre sonra paleo tip beslenme ile ilgili kitaplara yönlendiriyor. Okudukça ve kendi yakınmalarıma benzer bulgular ve öyküler gördükçe paleo tipi, sadece et, sebze, meyve ve kuruyemişten oluşan bir beslenme düzenine geçtim. Evde kemik suyu yapmaya, sabahları kahvaltıda klasik kahvaltı yerine sebze çorbası içmeye başladım. Glutensiz beslenmemin yaklaşık 1. senesinde, paleo beslenmenin 2. ayında neredeyse hiç yakınmam kalmadı. Kendimi depresif, anksiyöz ve sinirli hissetmiyordum, çok yavaş olmakla birlikte kilo veriyordum, spor yaparken sakatlanmıyor, sık sık acıkmıyordum. Ama gözlerim şıp şıp şıp akmaya devam ediyordu. Arada sırada da bazen döküntülü bazen de döküntü olmadan deliler gibi kaşınıyordum. Özellikle el ve ayak parmak aralarım kaşınıyordu. Gözlerimin akmasını, geç yaşta olduğum göz ameliyatına bağlıyordum. Miyopi ameliyatını biraz da zor bir yöntemle olmuştum. Bu operasyonun komplikasyonlarından birisi göz kuruluğu ve kuruluğa bağlı yaşarma olduğu için, ameliyattan sonra hiç yakınmasız geçen 5 senemi unutup gözlerimin akmasını hep ameliyata bağlıyordum. Bir ara gözlerim o kadar akmaya başladı ki, gözyaşı bezlerime botoks yaptırarak gözyaşı üretimini durdurmayı düşündüm. Parmak arası çıldırtan ve bazen uyutmayan kaşıntılarımı da sabun, deterjan, boya, toz vs gibi sebeplere bağlıyordum, aklıma yiyecek alerjisi gelmiyordu. Kaşıntılar tavan yapınca, sonunda bir alerji uzmanına muayene oldum ve test yaptırdım. Buğday, inek sütü veeee tüm kuruyemişlere alerjim olduğu ortaya çıktı. Ben glutensiz ve süt ürünsüz beslenmeye başladıktan sonra sabah, öğlen, akşam ve aralarda devamlı kuruyemiş yemeye başlamıştım. Kestikten sonra 3 gün içerisinde tüm göz, burun akmaları ve kaşıntılar geçti.

Doktor arkadaşlarım benim moda olduğu için böyle bir işe kalkıştığımı ve bir insanın 40 yaşından sonra çölyak hastası olamayacağını, çölyak hastası değilse de gluten hassasiyeti diye bir durumun zaten mevcut olmadığını ve saçmaladığımı düşünüyor ve açık açık ifade ediyorlardı. O sıralarda etrafımdaki hiç kimsenin non çölyak gluten hassasiyetinden haberi yoktu. Herkes bana “e dedelerimiz yıllardır Anadolu’da ekmek yiyor, hiçbiri hastalanmamış da bir tek sen mi hassas çıktın” diyorlardı. Okudukça insanoğlunun tarım devriminden çok daha yaşlı olduğunu, glutenin son yıllarda geçirdiği değişimleri öğrendim ve konu benim için aydınlandı.

Bu süreçte 25 kilo verdim
Bir hekim olarak kendi tanı ve tedavime bu denli zor ulaştığım için benzer dertlerden mustarip hastalara biraz yol göstermek istedim. Rahmetli Prof. Dr. Ahmet Aydın (3) ve Prof. Dr. Canan Karatay’ın kitapları (4) dışında bu konuda Türkçe kaynakların yetersiz olması da bu isteğimde rol oynadı.

Biliyorum, söylediklerim biraz aşırı, ekmek, hamur işleri, inek süt ürünlerini, baklagilleri ve işlenmiş gıdaları kesmenizi istiyorum. Pek çok besin maddesinin migrene olan etkilerinden söz ediyorum. Neredeyse alerji, entolerans ve/veya hassasiyet oluşturmayan gıda bırakmıyorum. Migren ve fibromiyaljiyi kötüleştiren gıdaların tek bir etki mekanizmaları olmadığı için tüm nedenleri aydınlatmaya ve uygun listeler vermeye çalıştım. Belki siz sadece günümüz buğdayını ve hamur işlerini keserek rahat edeceksiniz, belki sadece inek sütünü keserek yakınmanız kalmayacak. Ama belki de benim gibi gluten, süt ürünleri hassasiyetiniz, kabak çekirdeği dışındaki tüm kuruyemişlere, pirinç, kakao, narenciye, belli polenler, ev tozu ve parfümlere karşı alerjiniz, çiğ soğan yemekle gaz, şişkinlik yakınmanız olacak. Tarım devrimi öncesindeki atalarımız tam iki milyon yıl ekmeksiz ve peynirsiz yaşamış, büyümüş, çoğalmış ve hayatta kalmışlar. Onlar mineral, vitamin ve ‘tahıl’ eksikliğinden hayatta kalamamış olsalardı bizler buralarda olamazdık. Çok daha yakın bir zaman diliminden de örnek vermek isterim: 3 senedir glutensiz, 1.5 senedir sütsüz, bakliyatsız, kuruyemişsiz besleniyorum. Kan tahlillerim mükemmel, onun da ötesinde kendimi çok çok iyi hissediyorum. Migren ağrılarım kalmadı, miyofasyal tetik noktalarım kayboldu, kabızlık, gaz, şişkinlik çekmiyorum, gözlerim akmıyor, ellerim kaşınmıyor, yüzümdeki kırmızılık geçti ve bu süreçte 25 kilo verdim. Bana başvuran ve önerilerimi dinleyen hastalarım da her gün benzer geri dönüşlerle geliyorlar.

Denemek, yapmanız gereken sadece denemek.

En kötü yenilgi başarısızlığın kendisi değil, denemeye şans vermemektir (6).

Novak Djokovic



Oliver Sacks, Migren isimli kitabında migreni; İnsanın vücudunu dinlendirebilmek için kısa süreli hasta olma ihtiyacı nedeniyle, vücudun verdiği biyolojik ve sembolik bir reaksiyon olarak görür (5). Dr. Sacks, hastayı beş dakika dinleyip çalakalem reçete yazarak ağrıların tedavisinin mümkün olamayacağını söyler. Sadece dikkat ve meraktan oluşan büyüden yararlanarak, hastayı dinleyerek, geçmişini ve geçmişinin bugüne olan etkilerini anlayarak, ilaç vermeden hastaların tedavisinin mümkün olabildiğini belirtir ve hastanın psikolojik geçmişini denkleme katmadan yol almanın akıl kârı olmadığından bahseder. Ben bu kadim bilginin gerçekliğini her gün biraz daha anlıyorum. Biz doktorlar için hastalara ilaç yazmak, hastalar için de ilaç içmek kolay. Ama bu yol, gerçek iyileşmeyi getirmiyor. Biz hekimler biraz büyü kullanacağız, sizler yediklerinize ve uykunuza dikkat edeceksiniz, biraz yıldız tozu içeceksiniz, biraz hareket edeceksiniz, elbirliği ile ağrısız günlere ulaşacağız.

Kaynaklar

1. Dobson, T. H. (1908), On Migraine. BMJ, 1(2458), 314-316.
2. Perlmutter, D. (2015). Grain brain: the surprising truth about wheat, carbs, and sugar-your brain’s silent killers. Little Brown.
3. Aydın, A., (2010) 7’den 70’e Taş Devri Diyeti, Hayykitap, İstanbul.
4. Karatay, C. E., (2011) Karatay Diyeti, Hayykitap, İstanbul, Karatay, C. E., (2012) Karatay Diyeti’yle Yaşam Boyu Sağlık, Hayykitap, İstanbul, Karatay, C. E. & Doğan, N., (2013), Karatay Mutfağı, Hayykitap, İstanbul.
5. Sacks, O. W. (2012). Migraine. London, Picador.
6. Djokovic, N. (2014). Serve to Win. Transworld LTD.