Nefes Alırken Savunmasız Kalmak: Kirliliğin D Vitamini Üzerindeki Sessiz Etkisi
Günümüzde metropol yaşamı, yalnızca trafik ve gürültü gibi çevresel stresörlerle mücadeleyi değil; aynı zamanda organizmanın temel homeostatik savunma sistemlerinin kronik bir çevresel kuşatma altında kalmasını da ifade etmektedir. Son dönem epidemiyolojik ve biyokimyasal araştırmalar, hava kirliliği partiküllerinin yalnızca solunum sistemini hedef almadığını; aynı zamanda atmosferdeki foton penetrasyonunu azaltarak ultraviyole-B ışınlarının deriye ulaşmasını engellediğini ve bunun sonucunda endojen D vitamini sentezinde belirgin bir yetersizliğe yol açtığını ortaya koymaktadır.
Bu görünmez maruziyet, farkında olmadan her nefeste sistemik bir etki yaratır: kemik mineralizasyonu süreçlerinden glukoz metabolizması regülasyonuna, immün yanıt kapasitesinden nörokognitif fonksiyonlara kadar çoklu biyolojik sistemleri savunmasız bırakır. Bu nedenle, güneşli bir günde dahi hücresel düzeyde D vitamini açlığı gözlenebilmekte; şehir atmosferinde bulunan azot oksitler, sülfür dioksit ve partikül madde (PM2.5) gibi moleküller, doğal antimikrobiyal savunma mekanizmalarını baskılayarak endojen “biyolojik antibiyotiklerimizi” işlevsiz hale getirebilmektedir.
- Hava Kirliliği ve Endojen D Vitamini Yetersizliği
- Fotokimyasal Engel: UVB Spektrumunu Bloke Eden Atmosferik Bileşenler
- İkincil Etki: Binek Mekanizması ve LL-37
Hava Kirliliği ve Endojen D Vitamini Yetersizliği
Hava kirliliği, D vitamini eksikliği için bağımsız ve çoğu zaman göz ardı edilen bir risk faktörüdür. Kirlilik yalnızca solunum yollarını etkilemekle kalmaz; güneş ışığının biyolojik etkisini azaltarak kas-iskelet, bağışıklık ve sinir sistemi sağlığını dolaylı biçimde bozar.
D vitamini yetersizliği; osteoporoz, diyabet, kanser ve kalp hastalıklarıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle hava kirliliğinden korunmak, sadece solunum yollarını değil; kronik ağrıdan metabolik sendroma, sistemik enflamasyondan bağışıklık zayıflığına kadar tüm vücut sağlığını korumak adına kritik bir öneme sahiptir.
Atmosferdeki yoğun toz, is ve kirli gaz bulutu yalnızca görüş mesafesini daraltmakla kalmaz; D vitamini sentezi için hayati olan UVB fotonlarını adeta bir sünger gibi emerek cildimize ulaşmasını engeller. Literatürde "pus etkisi" olarak tanımlanan bu durum; Hindistan, İran ve Türkiye gibi bol güneş alan coğrafyalarda bile neden yaygın D vitamini eksikliği yaşandığını açıklayan temel biyofiziksel faktördür.
Şehir insanı bu noktada "çifte kuşatma" altındadır: Bir yanda gökyüzündeki kirlilik bariyeri güneşin biyolojik gücünü kırarken, diğer yanda modern "iç mekân yaşam tarzı" (ofisler, kapalı araçlar, AVM'ler) doğal sentez şansını tamamen ortadan kaldırmaktadır. Sonuç olarak; hava kirliliğinden korunmak ve temiz hava solumak, sadece akciğer sağlığı için değil; kronik ağrıdan diyabete, bağışıklık zayıflığından kalp hastalıklarına kadar tüm metabolik direnci korumak adına kritik bir zorunluluktur.
Hava kirliliğine maruz kalmak, D vitamini seviyelerinde belirgin bir düşüşle ilişkilidir. Meta-analiz sonuçlarına göre, kirli havaya maruz kalanların D vitamini düzeyleri, maruz kalmayanlara göre ortalama -8.04 ng/ml daha düşüktür.
-
Atmosferdeki kirleticiler, güneşten gelen ve deri yoluyla D vitamini sentezini sağlayan UVB ışınlarını emerek veya dağıtarak yeryüzüne ulaşmasını engeller.
-
Hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde yaşayan insanlar genellikle dışarıda daha az vakit geçirme eğilimindedir.
-
İnsan vücudundaki D vitamini üretiminin %90'dan fazlası derinin güneş ışığına (özellikle UVB radyasyonuna) maruz kalmasıyla gerçekleşir. Diyetin payı sadece %10-20 arasındadır.
Fotokimyasal Engel: UVB Spektrumunu Bloke Eden Atmosferik Bileşenler
Hava kirleticiler — ozon, partikül maddeler (PM) ve kükürt dioksit — güneşten gelen UVB ışınlarını yeryüzüne ulaşmadan önce emmekte veya dağıtmaktadır. Bu durum, deride D vitamini sentezi için gerekli ışın miktarını azaltır.
1. Gaz Fazındaki Kirleticiler: UVB Avcıları
-
Troposferik Ozon (O₃): Stratosferde koruyucu rol oynarken, yer seviyesinde (trafik ve sanayi kaynaklı) biriktiğinde UVB ışınlarını güçlü şekilde emer. Ozon konsantrasyonu arttıkça cildin D vitamini üretme kapasitesi doğrusal olarak azalır.
-
Kükürt Dioksit (SO₂): Kömür ve ağır sanayi yakıtlarından salınır. UVB spektrumunda güçlü bir emilim bandına sahiptir ve biyolojik aktif ışınımı filtreler.
-
Azot Dioksit (NO₂): Trafik kaynaklıdır; atmosferde pus (smog) oluşumuna katkıda bulunarak UVB fotonlarının yeryüzüne ulaşmasını engeller.
2. Partikül Maddeler (PM): Fiziksel Bariyerler
-
PM2.5 ve PM10 ve nano partiküller: Güneş ışığını en çok engelleyen partiküllerdir. Özellikle PM2.5, D vitamini düzeyleri üzerinde diğer kirleticilere göre çok daha yıkıcı etkiye sahiptir. Havada yoğun bir tabaka oluşturarak UVB ışınlarının saçılmasına neden olur. Böylece güneşli günlerde bile cilde ulaşan “kaliteli” foton sayısı azalır.
-
Siyah Karbon (is/kurum): Dizel araçlar ve fosil yakıt kaynaklıdır. Atmosferi ısıtırken UV radyasyonunun yeryüzüne ulaşmasını bloke eder.
-
Toz ve Aerosoller: İnşaat ve endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanır; gökyüzünde görünmez bir perde oluşturarak “pus etkisi” yaratır.
Çalışmalar, incelenen tüm hava kirleticilerinin D vitamini düzeyleri ile negatif ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Hava kirliliğinde her 10 μg/m³ artış, D vitamini seviyelerinde anlamlı bir düşüşe yol açmaktadır. Özellikle ince partikül maddeler (PM2.5) en yıkıcı etkiye sahiptir ve bu artış başına ortalama 9.11 nmol/L düşüşe neden olmaktadır. Daha büyük partiküller olan PM10 için bu değer 2.47 nmol/L, azot dioksit (NO₂) için 1.64 nmol/L, ve toplam azot oksitler (NOx) için 0.56 nmol/L olarak saptanmıştır.
İkincil Etki: Binek Mekanizması ve LL-37
Hava kirliliğine neden olan partiküller yalnızca D vitamini sentezini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda bu eksikliğin sonuçlarını da ağırlaştırır.
Taşıyıcı Görevi (Binek Mekanizması)
Nanopartiküller, virüsler ve bakteriler için adeta bir “binek” işlevi görerek onları akciğerlerin en derin bölgelerine taşır. Hasta bir kişi hapşırdığında havaya saçılan damlacık ve aerosoller, bu partiküllere yapışarak normalde ulaşamayacakları kadar uzak mesafelere taşınır. Solunum yoluyla alınan virüsler de aynı mekanizma sayesinde akciğerlerin uç noktalarına, alveollere kadar ilerleyebilir ve kan dolaşımına geçerek sistemik enfeksiyon riskini artırır.
Savunma Blokajı (LL-37’nin Etkisizleşmesi)
Kirlilikteki karbon molekülleri ve diğer nanopartiküller, D vitamini aracılığıyla üretilen doğal antibiyotiklerden biri olan LL-37’nin işlevini fiziksel olarak bloke eder. LL-37, katelisidin ailesine ait antimikrobiyal bir peptiddir; doğrudan virüs ve bakterilerin dış duvarlarını hedef alarak onların ölümüne neden olur. Ayrıca artmış bağırsak geçirgenliği sonucu kana karışan lipopolisakkaritleri (bakteri duvarı unsurları) nötralize ederek sistemik enflamasyonu sınırlar. Ancak hava kirliliği ve D vitamini eksikliği birleştiğinde bu kritik savunma hattı zayıflar, enfeksiyonlara karşı yatkınlık belirgin şekilde artar.
Kimler Daha Çok Etkilenir?
Hava kirliliğinin D vitamini üzerindeki olumsuz etkileri toplumun tüm kesimlerini etkilese de bazı gruplar çok daha hassastır.
• Hamileler ve Bebekler
Özellikle gebeliğin son trimesterinde kirli havaya maruz kalmak, yeni doğan bebeklerde D vitamini eksikliğine yol açmaktadır. Bu dönemde intrauterin kemik mineralizasyonunun %80’i gerçekleştiği için, annenin D vitamini düzeyi kritik öneme sahiptir. Kirli şehirlerde yaşayan hamilelerin D vitamini takviyesi alması “hayati” bir zorunluluk olarak değerlendirilmektedir.
• Çocuklar
Özellikle kirli şehirlerde büyüdüklerinde raşitizm ve D vitamini yetersizliği açısından belirgin bir risk altındadır. Çocukluk döneminde kirliliğe maruz kalmak, ilerleyen yaşlarda kemik sağlığı ve bağışıklık üzerinde kalıcı etkiler bırakabilmektedir. Araştırmalar ayrıca, kirliliğin D vitamini üzerindeki olumsuz etkisinin kız çocuklarında erkek çocuklarına oranla iki kat daha fazla eksikliğe yol açabildiğini göstermektedir.
• Kadınlar
Hava kirliliğinin D vitamini üzerindeki etkilerinde belirgin bir rol oynamaktadır. Araştırmalar, kirliliğin kadınlarda erkeklere oranla çok daha şiddetli düzeyde D vitamini düşüşüne yol açtığını göstermektedir. Örneğin PM2.5 maruziyeti kadınlarda ortalama -14.69 nmol/L azalmaya neden olurken, erkeklerde bu değer yalnızca -2.75 nmol/L olarak saptanmıştır. Bu farklılık, özellikle subtropikal bölgelerde daha da dikkat çekicidir; gençler ve kadınlar bu bölgelerde daha yüksek risk altında bulunmakta, kadınlarda güneş koruyucu ve kozmetik ürün kullanımı kirliliğin yarattığı engelleyici etkiyi daha da ağırlaştırmaktadır.
• Yaşlılar
Yaşlı bireyler, hem dışarıda daha az vakit geçirdikleri hem de derilerindeki D vitamini sentez kapasitesi doğal olarak azaldığı için hava kirliliğinden en çok etkilenen gruplardan biridir. Bu biyolojik kırılganlığa ek olarak, orta yaş ve sonrasında artan ilaç kullanımı (D vitamini emilimini azaltan ilaçlar) da D vitamini düzeylerini olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle proton pompa inhibitörleri (PPİ) , bazı kortikosteroidler, antiepileptikler ve uzun süreli kullanılan diüretikler D vitamini metabolizmasını bozarak eksikliğin daha da derinleşmesine yol açar. Dolayısıyla yaşlı bireylerde hava kirliliği, azalan sentez kapasitesi ve ilaçların yan etkileri birleşerek D vitamini yetersizliğini daha ağır bir sağlık sorunu haline getirmektedir.
Coğrafya ve Şehirleşmenin Etkisi
Araştırmalar, D vitamini eksikliğinin en yaygın olduğu bölgeleri sırasıyla Orta Doğu, Asya ve Kuzey Avrupa olarak ortaya koymaktadır. Bu coğrafyalarda hem yoğun hava kirliliği hem de yaşam tarzı faktörleri eksikliğin yaygınlığını artırmaktadır. Günümüzde dünya nüfusunun %54’ünden fazlası şehirlerde yaşamakta ve zamanının %80-90’ını kapalı alanlarda geçirmektedir. Bu durum, zaten kirlilik nedeniyle azalan güneş ışığına erişimi daha da kısıtlamakta ve D vitamini sentezini belirgin şekilde azaltmaktadır.
Şehirleşmenin etkisi özellikle kadınlarda daha belirgin hale gelmektedir. Çalışmalar, şehirde yaşayan kadınların D vitamini düzeylerinin, kırsalda yaşayanlara göre daha düşük olduğunu göstermektedir.
Stresli Bireyler ve Çok Kahve İçenler
Büyük şehir yaşamının iki temel unsuru olan kronik stres ve aşırı kahve tüketimi, magnezyum depolarını sessizce boşaltır. Stres hormonları (kortizol/adrenalin) magnezyumu hücre dışına itip böbreklerden atarken; kafein, diüretik etkisiyle bu kaybı hızlandırır.
Magnezyum, D vitamini metabolizmasının ana anahtarıdır. D vitamininin aktif forma dönüşmesini sağlayan enzimler ve vitamini taşıyan proteinler magnezyuma bağımlıdır. Düşük magnezyum düzeyleri varlığında D vitaminini aktifleştiremez; D vitamini eksikliği ise bağırsaklardan magnezyum emilimini bozar.
Hava Kirliliği ve D Vitamini Eksikliği El Ele Verdiğinde
Hava kirliliği, vücutta kronik enflamasyonu ve oksidatif stresi tetikleyerek yalnızca solunum yollarını değil, şeker ve yağ metabolizmasını, kemik sağlığını, bağışıklık sistemini ve sinir sistemini doğrudan bozar.
1. Şeker Metabolizması ve İnsülin Direnci
Kirli havaya maruz kalmak, kan şekerini yükseltir. Araştırmalar, havadaki ince toz parçacıkları (PM2.5, PM10) ve trafik gazlarının (NO₂) arttığında insanların üç aylık ortalama kan şekeri değerlerinin (HbA1c) belirgin şekilde yükseldiğini göstermektedir.
Bu etki, D vitamini düşük olan kişilerde çok daha şiddetli olurken; D vitamini yeterli olanlarda kirliliğin şeker metabolizması üzerindeki zararı bir miktar hafifler.
2. Karaciğer Yağlanması ve Metabolik Sendrom
Hava kirliliği, vücuttaki D vitamini depolarını hızla tüketerek D Vitamini Reseptörü (VDR) aktivitesini baskılar. Karaciğerin yağ ve kolesterol metabolizmasını yöneten ana mekanizmalardan biri olan VDR’nin zayıflaması, organın detoksifikasyon ve düzenleme kapasitesini doğrudan bozar. Bu durum; karaciğer hücrelerinde lipit birikimine yol açarak non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) riskini artırır; paralel olarak kandaki total kolesterol ve LDL (kötü kolesterol) seviyelerini yükseltir.
Kirlilik kaynaklı oksidatif stres, karaciğerdeki enflamatuar süreçleri kronikleştirir. Yağlanma ve yüksek kolesterolün eş zamanlı ilerlemesi, damar duvarlarında plak oluşumunu hızlandırarak ateroskleroz (damar sertliği) zeminini hazırlar.
Bu tablo karaciğerle sınırlı kalmayıp, tüm metabolik ağı etkileyen bir domino taşı etkisi yaratır:
- Şeker metabolizmasındaki bozulma (insülin direnci), kemik yıkımı ve bağışıklık zayıflığı, kardiyovasküler risklerle birleştiğinde metabolik sendrom tablosunu tamamlar.
- Hava kirliliği ve D vitamini eksikliğinin ortak etkisi; damar iç yüzeyinde (endotel) hasar, sistemik enflamasyon ve şiddetli lipit dengesizliği üzerinden ilerler.
3. Kemik Sağlığı
Hava kirliliğine kronik maruziyet, iskelet sisteminde yıkım süreçlerini hızlandıran biyokimyasal mekanizmaları tetikler.
-
Kemik Yıkım Belirteçleri: Osteoblast ve osteoklast aktivitesini yansıtan biyokimyasal göstergelerden osteokalsin ve C-terminal telopeptid (CTx) düzeylerinde artış gözlenir. Bu artış, kemik rezorpsiyonunun hızlandığını ve osteoporoz riskinin belirgin şekilde yükseldiğini göstermektedir.
-
İkincil Hiperparatiroidizm: Hava kirliliği nedeniyle UVB ışınlarının deri yoluyla D vitamini sentezini engellemesi, serum D vitamini düzeylerinde düşüşe yol açar. Bu durum, paratiroid hormonunun (PTH) kompansatuar olarak aşırı salgılanmasına neden olur. Artmış PTH sekresyonu, kemiklerden kalsiyum mobilizasyonunu artırarak mineral yoğunluğunu azaltır ve iskelet sisteminin yapısal bütünlüğünü zayıflatır.
4. Bağışıklık Sistemi
Atmosferdeki karbon partikülleri ve nanopartiküller, D vitamini aracılığıyla sentezlenen antimikrobiyal peptid LL-37’nin biyolojik aktivitesini doğrudan inhibe edebilmektedir. LL-37 normal koşullarda, bakteriyel ve viral patojenlerin hücre duvarlarını bozarak onları etkisiz hale getirir; ayrıca bağırsak geçirgenliği sonucu dolaşıma geçen endotoksinleri nötralize ederek sistemik inflamasyonu sınırlar.
Ancak hava kirliliği ve D vitamini eksikliği bir araya geldiğinde bu antimikrobiyal savunma hattı ciddi şekilde zayıflar. LL-37’nin fonksiyonel blokajı, mukozal bariyer bütünlüğünün bozulmasına, immün sistemin patojenlere karşı etkinliğinin azalmasına ve enfeksiyonlara yatkınlığın artmasına yol açar.
5. Kardiyovasküler Sistem
Hava kirliliği ve D vitamini eksikliği birlikte damar iç yüzeyini (endotel) zayıflatır, damar sertliği ve hipertansiyon riskini artırır. Bu etki, kolesterol bozukluklarıyla birleştiğinde kalp-damar hastalıkları için güçlü bir zemin hazırlar.
6. Nörolojik Etkiler
Kronik enflamasyon ve oksidatif stres, D vitamini eksikliğiyle birleştiğinde beyin sağlığını doğrudan etkiler. Araştırmalar, bu durumun depresyon, bilişsel gerileme ve Alzheimer hastalığı riskini artırdığını göstermektedir. D vitamini sinir sistemi için nöroprotektif bir rol oynar; hava kirliliği bu korumayı zayıflatarak beyin fonksiyonlarını savunmasız bırakır.
Bunun yanı sıra, D vitamini eksikliği ve kirlilik kaynaklı oksidatif stres;
-
Anksiyete ve duygudurum dalgalanmalarına da yol açabilir.
7. Bağırsak Mikrobiyotası ve Sistemik Enflamasyon
D vitamini eksikliği, bağırsak epitel hücreleri arasındaki sıkı bağlantı proteinlerinin ekspresyonunu azaltarak mukozal bariyer bütünlüğünü zayıflatır ve geçirgenliği artırır. Bu durum, intestinal bariyerin endotoksinlere karşı koruyucu kapasitesini sınırlar.
Kirlilik kaynaklı nanopartiküller ise bağırsak mikrobiotasında disbiyotik değişikliklere yol açar; faydalı bakterilerin azalması ve patojenik türlerin çoğalmasıyla birlikte epitel bariyer fonksiyonu daha da bozulur. Nanopartiküller ayrıca doğrudan epitel hücrelerinde oksidatif stres ve enflamatuar yanıtı tetikleyerek bariyerin yapısal bütünlüğünü zayıflatır.
Bu ikili etki — D vitamini eksikliğinin bariyer geçirgenliğini artırması ve nanopartiküllerin disbiyotik/enflamatuar etkisi — lipopolisakkaritlerin (LPS) dolaşıma geçişini kolaylaştırır. Sonuçta sistemik inflamasyon beslenir, immün sistem kronik uyarı altında kalır ve metabolik hastalıklara yatkınlık artar.
Denklemde Sigara: Üçlü Riskin Katlanması
Araştırmalar, hava kirliliği, sigara kullanımı ve D vitamini eksikliğinin tek başlarına değil, bir araya geldiklerinde kolesterol riskini katladığını ortaya koymaktadır. Hava kirliliği ile sigaraya birlikte maruz kalan yetişkinlerde D vitamini eksikliği görülme olasılığı 1.70 kat daha fazladır. Bu üç faktörün birleştiği bireylerde ise yüksek kolesterol (hiperkolesterolemi) riski, sigara içmeyen ve D vitamini düzeyi normal olanlara göre %55 daha yüksek bulunmuştur.
Bu mekanizmanın temelinde D vitamini reseptörleri (VDR) yer almaktadır. D vitamini eksikliği VDR aktivitesini azaltarak kolesterolün hücresel düzeyde yönetilmesini zorlaştırır; reseptörler düzgün çalışmadığında kandaki total kolesterol konsantrasyonu yükselir.
Sigara ayrıca oksidatif stresi artırarak deri yaşlanmasını hızlandırır. Yaşlanan ve hasar gören deri, güneş ışığından D vitamini sentezleme kapasitesini kaybeder. Bu durum, D vitamini eksikliğini derinleştirerek kolesterol metabolizmasını dolaylı yoldan daha da bozar.
Beslenme ve Yaşam Tarzı
Hava kirliliğinin UVB ışınlarını bir kalkan gibi bloke ettiği şehirlerde, derideki doğal sentez devre dışı kaldığı için diyet kaynaklı D vitamini hayati bir zorunluluk haline gelir. Ancak modern yaşam tarzı, bu açığı kapatmak yerine kısırdöngüyü derinleştiren faktörler barındırır:
-
Yağ Dokusunda Hapsolma: Obezite, D vitamini için bir "depolama tuzağı" oluşturur. D vitamini yağda çözünen bir vitamin olduğu için, vücut yağı arttıkça vitamin dolaşıma katılmak yerine yağ dokusunda hapsolur. Şehirleşmenin getirdiği sedanter yaşam ve obezite, kirlilik kaynaklı sentez azlığıyla birleştiğinde, kanda ölçülen aktif vitamin miktarını kritik seviyelere düşürür.
-
Karaciğer ve Alkol Yükü: D vitamininin vücutta kullanılabilir hale gelmesi için ilk durak karaciğerdeki hidroksilasyon işlemidir. Alkol kullanımı ve işlenmiş gıdalar nedeniyle karaciğer fonksiyonlarının zayıflaması, diyetle alınan sınırlı D vitamininin bile biyoyararlanımını düşürerek metabolizmayı zayıflatır.
-
Besin Yoğunluğu Kaybı: Şehir hayatında tüketilen endüstriyel tarım ürünleri ve hızlı hazırlanan gıdalar, D vitamininin en önemli kaynakları olan serbest gezen hayvan ürünlerine (yağlı balık, köy yumurtası) göre çok daha düşük besin değerine sahiptir.
☼☼☼
Şehir ortamında gözlenen D vitamini eksikliği, artık yalnızca basit bir mikrobesin yetersizliği olarak değerlendirilemez; bu durum, hava kirliliği kaynaklı enflamasyon, insülin direnci ve immün sistem zayıflaması üçgeninde kritik bir savunma kaybını temsil etmektedir.
Her ne kadar atmosferdeki kirletici bariyeri bireysel düzeyde ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, organizmanın adaptif kapasitesini güçlendirmek mümkündür. Magnezyum homeostazının korunması, D vitamini reseptörlerinin (VDR) duyarlılığını artırarak hücresel yanıtı optimize eder. Ayrıca, akciğer dokusuna ulaşan kirleticilerin tetiklediği enflamatuar süreçlere karşı anti-enflamatuar mekanizmaların desteklenmesi, sistemik savunma hattını güçlendirir. Bu yaklaşım, çevresel stresörlerin biyolojik etkilerini bütünüyle ortadan kaldırmasa da, organizmanın direnç kapasitesini artırarak uzun vadeli sağlık sonuçlarını iyileştirebilir.
Referanslar:
-
Mousavi SE, Amini H, Heydarpour P, Amini Chermahini F, Godderis L. Air pollution, environmental chemicals, and smoking may trigger vitamin D deficiency: Evidence and potential mechanisms. Environ Int. 2019 Jan;122:67-90. doi: 10.1016/j.envint.2018.11.052. Epub 2018 Nov 30. PMID: 30509511.
-
Golastani B, Poursafa P, Zarean M, Yazdi M, Heidari-Beni M, Kelishadi R. Relationship between Air Pollution and Serum Vitamin D Levels: A Systematic Review and Meta-Analysis. Adv Biomed Res. 2024 Oct 28;13:96. doi: 10.4103/abr.abr_101_23. PMID: 39717254; PMCID: PMC11665154.
-
Yang C, Li D, Tian Y, Wang P. Ambient Air Pollutions Are Associated with Vitamin D Status. Int J Environ Res Public Health. 2021 Jun 27;18(13):6887. doi: 10.3390/ijerph18136887. PMID: 34198962; PMCID: PMC8297026.
-
Wang L, Zhou Z, Li D, Wu M, Yang Y, Hu Y, Wang Y, Sun Y, Tian Y. The modifiable effect of vitamin D in the association between long-term exposure to ambient air pollution and glycosylated hemoglobin in patients with hypertension. Nutrition. 2023 Mar;107:111920. doi: 10.1016/j.nut.2022.111920. Epub 2022 Nov 29. PMID: 36535189.
-
Hoseinzadeh E, Taha P, Wei C, Godini H, Ashraf GM, Taghavi M, Miri M. The impact of air pollutants, UV exposure and geographic location on vitamin D deficiency. Food Chem Toxicol. 2018 Mar;113:241-254. doi: 10.1016/j.fct.2018.01.052. Epub 2018 Feb 1. PMID: 29409825.
-
Kwak JH, Kim HJ. High air pollution exposure, vitamin D deficiency and ever smokers were associated with higher prevalence of hypercholesterolemia: A cross-sectional study from the 2008-2014 Korea National Health and Nutrition Examination Survey. Nutr Res. 2025 Feb;134:1-12. doi: 10.1016/j.nutres.2024.12.002. Epub 2024 Dec 21. PMID: 39799634.
