Skip to main content

Çocukluk Çağı Travmaları: Beden ve Sağlığa Etkileri ve İyileşme Yolları

Çocukluk Çağı Travmaları: Beden ve Sağlığa Etkileri ve İyileşme Yolları

Çocukluk çağı travmaları, zihinde kalan soluk anılardan ibaret değildir. Çocuklukta yaşanan zor deneyimler stres sistemini, bağışıklık dengesini ve ağrı algısını etkileyerek yıllar sonra bile bedende iz bırakabilir. Yetişkinlikte görülen migren, fibromiyalji, sindirim sorunları, uyku bozuklukları ve bazı kronik hastalıkların ardında, çoğu zaman fark edilmeyen bu deneyimler de yatabilir.

Ancak bu izler kader değildir. Çocukluk travması yaşayan pek çok kişi hastalık geliştirmez. Güvenli ilişkiler, sosyal destek ve doğru tedavi yaklaşımları sinir sisteminin yeniden dengelenmesine yardımcı olur. Beyin, ömür boyu kendini yeniden düzenleyebilme kapasitesine sahiptir.

Bu yazıda çocukluk travmalarının ne olduğunu, beyne ve bedene nasıl iz bırakabileceğini, hangi hastalıkların riskini artırabileceğini ve iyileşmeyi destekleyen yolları bulabilirsiniz.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır ve psikolojik ya da tıbbi tedavinin yerini tutmaz. Kendinizi güvende hissetmiyorsanız lütfen yazıdaki destek bilgilerine bakın.

Çocukluk travması nedir?

Travma, kişinin ruhsal ve bedensel bütünlüğünü tehdit eden, yoğun çaresizlik ve korku duygularına yol açan deneyimlerdir. Genellikle yakın çevreden gelen duygusal, cinsel veya fiziksel şiddetle bağdaştırılsa da kazalar, ağır hastalıklar, tıbbi müdahaleler, savaşlar, göçler ve kayıplar gibi kişinin kontrolü kaybettiği tüm savunmasız anları kapsar.

Travma yalnızca açık şiddetle sınırlı değildir. "Görünmez" olan ihmal de bir o kadar güçlü bir kaynaktır. Özellikle duygusal ihmal, yani çocuğun sevgi, ilgi ve güven ihtiyacının karşılanmaması, gelişim sürecinde derin izler bırakabilir.

Olumsuz çocukluk deneyimleri (ACE)

Bilimsel araştırmalarda çocukluk travmaları genellikle "olumsuz çocukluk deneyimleri" (ACE) başlığı altında incelenir. 18 yaşından önce yaşanan şu deneyimler bu kapsamda değerlendirilir:

  • İstismar: Duygusal, fiziksel veya cinsel istismar
  • İhmal: Duygusal veya fiziksel ihmal
  • Ev ortamındaki zorluklar: Evde şiddete tanık olmak, ailede alkol veya madde bağımlılığı, ailede ruhsal hastalık, anne babanın ayrılması, ailede hapse giren bir birey

Araştırmalar, bu deneyimlerin sayısı arttıkça yetişkinlikte kronik hastalık riskinin de kademeli olarak arttığını gösteriyor. Ancak bu, ACE sayısı yüksek olan herkesin hastalanacağı anlamına gelmez. ACE bir risk göstergesidir, kader değil.

Kendi çocukluk deneyimlerinizi gözden geçirmek isterseniz, buraya bakabilirsiniz.

Anne karnından başlayan etkiler

Travmanın izleri yalnızca çocukluk yıllarında yaşananlarla sınırlı değildir. Bu süreç anne karnında başlayabilir ve çocukluk boyunca, özellikle çocuğa bakan kişilerle kurulan ilişkiler üzerinden devam eder.

Anne karnında

İnsan gelişimi doğumla başlamaz. Annenin gebelikte yaşadığı kronik stres, beslenme durumu ve çevresel koşullar, plasenta aracılığıyla bebeğe ulaşır. Stres hormonları ve enflamasyon molekülleri, bebeğin stres sisteminin, bağışıklık dengesinin ve metabolizmasının gelişimini etkileyebilir. Bu erken etkiler, kişinin doğduktan sonra zorluklara vereceği tepkilerin zeminini oluşturabilir.

Bu bilgi, gebelikte stres yaşayan annelerde suçluluk yaratmak için değil, gebelikte anneyi desteklemenin ne kadar önemli olduğunu göstermek için önemlidir.

Çocuklukta

Çocukluk döneminde yaşanan travmalar, çocuğun bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimini bir bütün olarak etkileyebilir. Bu etkilerin en sık ve en ağır kaynaklarından biri çocuk istismarıdır.

Çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, bedensel ve ruhsal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, kurum veya toplum tarafından bilerek ya da bilmeden uygulanan tüm zarar verici davranışları kapsar. Fiziksel şiddetin yanında duygusal ihmal, tehdit edici sözler, aşağılama, cinsel istismar ve dışlanma da istismarın biçimleridir.

Araştırmalar, kız çocuklarının cinsel istismara daha sık maruz kaldığını ve istismarın çoğunlukla yabancılardan değil, çocuğun tanıdığı ve güvenmesi gereken kişilerden geldiğini gösteriyor. Bu tablo, istismarın yalnızca bireysel bir talihsizlik değil, toplumsal bir sorun olduğunu ortaya koyar.

Tetikte kalan sinir sistemi

Bir çocuk tehdit edici bir durumla karşılaştığında, sinir sistemi içgüdüsel olarak "savaş ya da kaç" yanıtını devreye sokar. Kaçmak ya da karşı koymak mümkün değilse üçüncü bir yanıt devreye girer: donmak, kapanmak, hissizleşmek.

Çocukluk travmalarında tehdit çoğu zaman süreklidir. Kaçılamayan bir kaynaktan, hatta bazen çocuğa bakan kişinin kendisinden gelir. Sinir sistemi bu koşullara uyum sağlamaya çalışır. Bu uyum, o gün çocuğun hayatta kalmasına yardım eder, ama yetişkinlikte bazı izler bırakabilir.

Hassaslaşan alarm sistemi

Beyindeki amigdala, tehlikeyi algılayan alarm merkezidir. Uzun süre tehdit altında büyüyen bir çocukta bu alarm daha kolay çalmaya başlayabilir. Yetişkinlikte bu durum sürekli tetikte olma, kolay irkilme ve küçük şeylere bile güçlü tepki verme olarak hissedilebilir.

Hafıza ve fren merkezleri

Hipokampus, yaşananları zamana ve yere yerleştirerek "bu geçmişte oldu" diye arşivleyen hafıza merkezidir. Prefrontal korteks ise alarm çaldığında durumu değerlendirip "tehlike yok, sakinleşebilirsin" diyen fren merkezidir. Kronik stres bu iki bölgenin işleyişini etkileyebilir.

Fren zayıfladığında alarmı susturmak zorlaşır. Hafıza merkezi zorlandığında ise eski bir anı, sanki şu an oluyormuş gibi yeniden yaşanabilir.

Beden sinyallerinden kopuş

Beyindeki insula, kalp atışı, nefes ve karın hisleri gibi bedenden gelen sinyalleri algılar. Travma yaşamış bazı kişiler, acı veren hislerden korunmak için bedenlerinden uzaklaşmayı öğrenmiş olabilir. Bu da duyguları tanımayı ve adlandırmayı zorlaştırabilir. Sıkıntı bazen kelimelerle değil, ağrı, mide-bağırsak yakınmaları ve yorgunluk gibi bedensel belirtilerle kendini gösterebilir.

Vagus siniri ve "dinlen ve onar" sistemi

Sinir sistemimizin bir gaz pedalı (sempatik sistem), bir de fren pedalı (parasempatik sistem) vardır. Frenin en önemli parçası vagus siniridir. Sindirimi, uykuyu, onarımı ve sakinleşmeyi destekler.

Uzun süre tehdit altında kalan bir sinir sistemi ya gaz pedalında takılı kalabilir (kaygı, çarpıntı, uykusuzluk) ya da tamamen kapanabilir (bitkinlik, hissizlik, içe çekilme). Bu dengesizliğin ölçülebilir göstergelerinden biri, kalp atışları arasındaki doğal değişkenliğin azalmasıdır.

Beyin değişebilir

Beyin, yaşam boyu yeni bağlantılar kurabilir ve var olanları yeniden düzenleyebilir. Buna nöroplastisite denir. Güvenli ilişkiler, terapi, düzenli hareket, kaliteli uyku ve farkındalık uygulamaları, alarm sisteminin yeniden dengelenmesine yardımcı olabilir.

Bedenin neden böyle tepki verdiğini ayrıntılı olarak anlattığımız yazı: Travmalar Beyin ve Bedenimizi Nasıl Etkiler?

Stres hormonlarında dengesizlik

Tehdit anında kortizol gibi stres hormonları yükselir ve tehlike geçince normale döner. Tehdit sürekli hale geldiğinde ise vücudun stres yönetim sistemi olan hipotalamus-hipofiz-böbreküstü (HPA) ekseninin dengesi bozulabilir.

Bazı kişilerde stres yanıtı aşırı ve uzun süreli olurken, bazılarında zamanla körelir ve düşük kalır. Her iki durumda da beden, stresle karşılaştığında dengeye dönmekte zorlanır. Yıllar içinde biriken bu yüke "stresin birikmiş yükü" (allostatik yük) denir.

Bağışıklık ve enflamasyon

Kortizolün görevlerinden biri de bağışıklık sistemini dengede tutmaktır. Stres sistemi dengesini kaybettiğinde, vücutta düşük dereceli ve uzun süreli bir enflamasyon gelişebilir.

Çocukluk travması öyküsü olan yetişkinlerde CRP ve IL-6 gibi enflamasyon belirteçlerinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Bu durum, çocukluk travması ile kalp-damar, metabolik ve otoimmün hastalıklar arasındaki bağlantının önemli parçalarından biri olarak görülüyor.

Ağrıya duyarlılık

Sürekli tetikte olan bir sinir sistemi, ağrı sinyallerinin "sesini" de açabilir. Buna merkezi duyarlılaşma denir. Beyin ve omurilik, normalde rahatsız etmeyecek uyaranları bile daha şiddetli algılamaya başlayabilir.

Bu, çocukluk travması ile migren, fibromiyalji ve yaygın vücut ağrıları arasındaki ilişkiyi açıklayan yollardan biridir. Ağrı "hayal ürünü" değildir. Sinir sisteminin gerçek ve ölçülebilir bir duyarlılığıdır.

Bağırsak-beyin bağlantısı

Bağırsak ve beyin, vagus siniri, hormonlar ve bağışıklık sistemi aracılığıyla sürekli haberleşir. Uzun süreli stres; bağırsak hareketlerini, bağırsağın ağrıya duyarlılığını, bağırsak florasını ve bağırsak geçirgenliğini etkileyebilir.

Bu nedenle çocukluk travması öyküsü olan kişilerde irritabl bağırsak sendromu daha sık görülüyor.

Uyku sorunları

Uykuya dalabilmek için beynin "artık güvendeyim" diyebilmesi gerekir. Sürekli tetikte olan bir sinir sistemi için bu kolay değildir. Uykuya dalmakta zorlanma, sık uyanma ve kâbuslar, çocukluk travması yaşamış kişilerde sık görülen yakınmalardır. Uykusuzluk da ağrıyı, kaygıyı ve yorgunluğu artırarak bir kısır döngü yaratabilir.

Hücresel izler: Epigenetik ve yaşlanma

Çocukluk travmasının etkileri organlarla sınırlı kalmaz, hücrelerin içine kadar uzanabilir. Bu etkiler iki yolla ortaya çıkar: genlerin çalışma biçimindeki değişiklikler ve hücrelerin yaşlanma hızı. Bu izlerin bir kısmı geri döndürülebilir.

Epigenetik değişiklikler

Kronik stres, genlerin dizilimini değiştirmeden, stres yanıtında rol oynayan genlerin çalışma biçimini etkileyebilir. Buna epigenetik değişiklik denir. Hayvan çalışmaları bu değişikliklerin sonraki nesillere aktarılabileceğini düşündürse de, insanlarda nesiller arası etkilerin önemli bir kısmı gebelikteki stres ve ebeveynlik ilişkisi üzerinden açıklanıyor. Önemli olan şu: Epigenetik değişiklikler kalıcı olmak zorunda değildir. Güvenli ilişkiler, terapi ve yaşam tarzıyla bir kısmı değişebilir.

Hücresel yaşlanma

Kromozomların uçlarında, hücreyi koruyan ve yaşlandıkça kısalan küçük yapılar vardır: telomerler. Bazı çalışmalarda, zor bir çocukluk geçirmiş kişilerde telomerlerin daha kısa olduğu gözlenmiştir. Bu, kronik stresin hücreleri yıpratabileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar, kronik stresin hücrelerin enerji üretimini nasıl etkilediğini ve bunun geçmeyen yorgunlukla ilişkisini de inceliyor.

Yaşam koşulları ve ilişkiler

Çocukluk travmasının sağlığa etkisinin bir kısmı da günlük hayat üzerinden gerçekleşir. Zor duygularla baş etmek için edinilen alışkanlıklar, yaşam koşulları ve yakın ilişkiler bu yolun önemli parçalarıdır.

Alışkanlıklar

Travma bedeni yalnızca biyolojik yollarla etkilemez. Zor duygularla baş etmek için sigara, alkol, aşırı yeme ya da hareketsizliğe yönelmek de hastalık riskini artırabilir. Bu davranışlar bir "karakter zayıflığı" değil, çoğu zaman sinir sistemini yatıştırma çabasıdır.

Yaşam koşulları

Çocukluk travmaları eğitim, iş ve gelir düzeyini de olumsuz etkileyebilir. Güncel bir çalışma, çocukluk travmalarının yetişkin sağlığı üzerindeki etkisinin bir kısmının bu sosyoekonomik farklar aracılığıyla ortaya çıktığını gösteriyor.

İlişkiler

Çocukluk deneyimleri yetişkinlikteki yakın ilişkileri de şekillendirir. Çiftler üzerinde yapılan bir çalışma, bir eşin çocukluk deneyimlerinin diğer eşin sağlığıyla da ilişkili olabileceğini gösterdi. Bu da iyileşmenin yalnızca bireyi değil, yakın çevresini de etkilediğini hatırlatır.

Çocukluk travması hangi hastalıkların riskini artırabilir?

Çocukluk travması öyküsü olan kişilerde aşağıdaki hastalıklar daha sık görülüyor. Geniş bir çalışma, çocukluk travması yaşayanlarda birden fazla kronik hastalığın bir arada görülme riskinin arttığını ve bu riskin yaşanan olumsuz deneyim sayısıyla birlikte yükseldiğini göstermiştir.

Bu bilgiler risk artışını gösterir. Çocukluk travması, bu hastalıklara katkıda bulunan nedenlerden biridir, tek nedeni değildir. Genetik yatkınlık, yaşam tarzı ve çevresel etkenler de rol oynar.

  • Ruh sağlığı:
    • Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve kompleks TSSB
    • Depresyon, kaygı bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk
    • Dissosiyatif bozukluklar, yeme bozuklukları, sosyal fobi, adet öncesi disforik bozukluk
    • Alkol, madde ve sigara bağımlılığı
    • Kendine zarar verme ve intihar düşünceleri
  • Uyku: Uykusuzluk, kâbuslar
  • Ağrı ve sinir sistemi: Migren, gerilim tipi baş ağrısı, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu, Alzheimer hastalığı riski
  • Kalp, damar ve metabolizma: Kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, inme, obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması
  • Sindirim: İrritabl bağırsak sendromu (İBS)
  • Solunum ve alerji: Astım, KOAH, alerjiler
  • Otoimmün hastalıklar: Romatoid artrit, lupus, multipl skleroz, tiroid hastalıkları
  • Hormonlar: Polikistik over sendromu, kortizol ritminde düzensizlik
  • Kanser: Genel kanser riskinde artış. Bu ilişkinin önemli bir kısmı sigara ve alkol gibi alışkanlıklar üzerinden açıklanıyor.

Destek almak için: Kendinize zarar verme düşünceleriniz varsa ya da kendinizi güvende hissetmiyorsanız, lütfen yalnız kalmayın: 112'yi arayın veya en yakın acil servise başvurun. Bir çocuğun şu anda istismara uğradığından şüpheleniyorsanız ALO 183 Sosyal Destek Hattı'nı arayabilirsiniz.

Koruyucu faktörler ve dayanıklılık

Her travma yıkıcı sonuçlar doğurmak zorunda değildir. Travma sırasında ya da sonrasında yardım isteyebilmek, yardım alabilmek ve sevilen, güvenilen kişiler tarafından teskin edilmek, yani duygusal olarak görülmek ve tutulmak, travmanın etkilerini dönüştürebilir.

Koruyucu faktörler

  • Güvenli bağlanma: Özellikle erken çocuklukta en az bir yetişkinle kurulan güvenli ve sevgi dolu ilişki
  • Sosyal destek: Aile, arkadaş, öğretmen ve topluluk desteği
  • Fiziksel güvenlik: Travma sonrası güvenli bir ortamda bulunmak
  • Psikolojik destek: Terapi, rehberlik ve duyguları işleme fırsatı
  • Anlam arayışı: Yaşananların kişisel bir anlam kazanması
  • Öz-yeterlilik duygusu: Kişinin kendini güçlü ve etkili hissetmesi

Bu faktörler travmanın etkilerini hafifletir ve zorluklarla baş etmeyi kolaylaştırır. Zamanla gelişen baş etme becerileri, yeni zorluklara karşı daha dirençli bir yapı oluşturur.

Travma sonrası büyüme

Destekleyici deneyimler, kişinin travmayı yalnızca bir yara olarak değil, bir dönüşüm fırsatı olarak da yaşamasını sağlayabilir. Bazı insanlar zor deneyimlerin ardından kendilerine, ilişkilerine ve hayata dair yeni bir anlam ve güç keşfeder. Buna travma sonrası büyüme denir. Bu, yaşanan acının "iyi bir şey" olduğu anlamına gelmez. İnsanın acıya rağmen büyüyebilme kapasitesini anlatır.

İyileşme yolları

Geçmişi değiştiremeyiz, ama geçmişin bugün bedenimizde ve zihnimizde nasıl yaşadığını değiştirebiliriz. İyileşmeyi destekleyen başlıca yollar:

  • Travma odaklı psikoterapiler: Travma odaklı bilişsel davranışçı terapi ve EMDR, etkinliği en iyi gösterilmiş yöntemlerdir. Şema terapi, diyalektik davranış terapisi ve şefkat odaklı terapi de özellikle uzun süreli travmalarda kullanılır.
  • Bedenle çalışan yaklaşımlar: Travmaya duyarlı yoga, nefes çalışmaları ve somatik yaklaşımlar sinir sisteminin dengelenmesine yardımcı olur. Ayrıntılar: Duygusal Travma ve Yoga
  • Bedensel yakınmaların tedavisi: Ağrı, baş ağrısı, uyku ve sindirim sorunlarının ayrıca değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi iyileşmeyi kolaylaştırır. Ağrıyan, uyuyamayan bir beden için terapide ilerlemek de zorlaşır.
  • Eksikliklerin tamamlanması: Magnezyum, D vitamini, B12 ve demir gibi eksiklikler yorgunluğu, uyku sorunlarını ve duygu dalgalanmalarını artırabilir. Kan değerlerinize baktırıp eksikleri tamamlamak, sinir sistemini destekleyen yollardan biridir.
  • Günlük hayatta küçük adımlar: Düzenli uyku ve hareket, güvendiğiniz insanlarla bağlantıda kalmak, sınır koymak ve kendinize şefkatle yaklaşmak.

Terapi yöntemleri, beden temelli yaklaşımlar ve günlük hayatta atabileceğiniz adımlar için: Çocukluk Travmasından İyileşme: Terapi, EMDR, Beden Temelli Yaklaşımlar ve Günlük Hayatta Neler Yapılabilir?

Sıkça sorulan sorular

ACE puanım yüksek. Hasta olacak mıyım?

Hayır, bu kesin değildir. ACE puanı bir risk göstergesidir. Koruyucu faktörler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve gerektiğinde alınan destek bu riski azaltabilir.

Çocukluğumu pek hatırlamıyorum. Yine de etkilenmiş olabilir miyim?

Evet, olabilir. Özellikle çok erken yaşta yaşanan ya da uzun süren zor deneyimler, ayrıntılı anılar olarak değil; bedensel tepkiler, duygusal örüntüler ve ilişki kalıpları olarak iz bırakabilir. İyileşmek için her şeyi hatırlamak gerekmez.

Çocukluk travması migrenime veya fibromiyaljime neden olmuş olabilir mi?

Çocukluk travması bu hastalıkların riskini artırabilir ve katkıda bulunan nedenlerden biri olabilir, ama tek nedeni değildir. Genetik yatkınlık, hormonlar, beslenme ve diğer etkenler de rol oynar. Bu yüzden bedensel yakınmaların ayrıca değerlendirilmesi ve tedavi edilmesi önemlidir.

Ağrılarım "psikolojik" mi?

Hayır. Travma sinir sisteminin ağrıya duyarlılığını gerçekten değiştirebilir. Hissettiğiniz ağrı gerçektir ve tedavi edilmeyi hak eder. Bedenle ve sinir sistemiyle birlikte çalışmak, ağrıyı azaltmanın en etkili yollarından biridir.

Beyindeki bu değişiklikler kalıcı mı?

Kalıcı olmak zorunda değildir. Beyin yaşam boyu değişebilir. Terapi, güvenli ilişkiler, düzenli hareket, uyku ve farkındalık uygulamaları sinir sisteminin yeniden dengelenmesine yardımcı olabilir.

Yaşadıklarımı çocuğuma aktarır mıyım?

Bu, pek çok anne babanın taşıdığı bir korkudur. Nesiller arası etkilerin önemli bir kısmı ilişki ve ebeveynlik üzerinden geçer, bu da değiştirilebilir bir şeydir. Kendi iyileşmenize zaman ayırmak, çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediyelerden biridir. Bir çocuğun hayatındaki en az bir güvenli ve sevgi dolu ilişki, en güçlü koruyucu etkenlerden biridir.

Hangi uzmana başvurmalıyım?

Travmanın kendisi için klinik psikolog veya travma alanında eğitimli bir psikoterapist; ilaç tedavisi gerekiyorsa psikiyatri uzmanı; ağrı, baş ağrısı, uyku veya sindirim gibi bedensel yakınmalar için ilgili alanın uzmanı. Bu uzmanların birlikte çalıştığı bütüncül bir yaklaşım çoğu zaman en iyi sonucu verir.

∞

Thich Nhat Hanh bu süreci şu sözle özetler:

"Nilüfer çiçeği çamurlara bulanmadan büyüyemez."

Hiç kimse, bir başkasının yaşadıklarından ne kadar etkilendiğini tam olarak bilemez. Ancak travmadan sonra büyümek, gelişmek ve yeniden yapılanmak her zaman mümkündür.

Referanslar

  • Felitti VJ, Anda RF, Nordenberg D, et al. Relationship of childhood abuse and household dysfunction to many of the leading causes of death in adults. The Adverse Childhood Experiences (ACE) Study. Am J Prev Med. 1998;14(4):245-258. doi: 10.1016/s0749-3797(98)00017-8
  • Hughes K, Bellis MA, Hardcastle KA, et al. The effect of multiple adverse childhood experiences on health: a systematic review and meta-analysis. Lancet Public Health. 2017;2(8):e356-e366.
  • Senaratne DNS, Thakkar B, Smith BH, et al. The impact of adverse childhood experiences on multimorbidity: a systematic review and meta-analysis. BMC Med. 2024;22(1):315. doi: 10.1186/s12916-024-03505-w
  • Shu Y, Zhang Z, Wang H, et al. The long-term effects of adverse childhood experiences on adult health and behaviors: mediating role of socioeconomic inequality. BMC Public Health. 2025;25(1):1950. doi: 10.1186/s12889-025-23192-3
  • Gilbert LK, Breiding MJ, Merrick MT, et al. Childhood adversity and adult chronic disease: an update from ten states and the District of Columbia, 2010. Am J Prev Med. 2015;48(3):345-349. doi: 10.1016/j.amepre.2014.09.006
  • Zhang Y, Lei MK, Simons RL, et al. Childhood adversity and adult health: A dyadic analysis of Black American couples. Health Psychol. 2022;41(12):923-927. doi: 10.1037/hea0001238
  • Teicher MH, Samson JA. Annual Research Review: Enduring neurobiological effects of childhood abuse and neglect. J Child Psychol Psychiatry. 2016;57(3):241-266.
  • Lupien SJ, Fiocco A, Wan N, et al. Stress hormones and human memory function across the lifespan. Psychoneuroendocrinology. 2005;30(3):225-242.
  • Lupien SJ, McEwen BS, Gunnar MR, Heim C. Effects of stress throughout the lifespan on the brain, behaviour and cognition. Nat Rev Neurosci. 2009;10(6):434-445.
  • McEwen BS. Protective and damaging effects of stress mediators. N Engl J Med. 1998;338(3):171-179.
  • Baumeister D, Akhtar R, Ciufolini S, et al. Childhood trauma and adulthood inflammation: a meta-analysis of peripheral C-reactive protein, interleukin-6 and tumour necrosis factor-α. Mol Psychiatry. 2016;21(5):642-649.
  • Afari N, Ahumada SM, Wright LJ, et al. Psychological trauma and functional somatic syndromes: a systematic review and meta-analysis. Psychosom Med. 2014;76(1):2-11.
  • Tietjen GE, Buse DC, Fanning KM, et al. Recalled maltreatment, migraine, and tension-type headache: results of the AMPP study. Neurology. 2015;84(2):132-140.
  • Bradford K, Shih W, Videlock EJ, et al. Association between early adverse life events and irritable bowel syndrome. Clin Gastroenterol Hepatol. 2012;10(4):385-390.
  • Ridout KK, Levandowski M, Ridout SJ, et al. Early life adversity and telomere length: a meta-analysis. Mol Psychiatry. 2018;23(4):858-871.
  • Yehuda R, Lehrner A. Intergenerational transmission of trauma effects: putative role of epigenetic mechanisms. World Psychiatry. 2018;17(3):243-257.
Son Güncelleme: 11 Ekim 2026
Yazar Dr. Banu Taşcı Fresko

Dr. Banu Taşcı Fresko

Nöroloji Uzmanı, Fonksiyonel Tıp Hekimi (IFMCP)